Karar
veremedi Kaya henüz. İsimlerimizi makamlardan mı seçse, yoksa
notalardan mı gitse? DoRe, SiLa , MiFa ve DoMi.. Yok yok Hicaz,
Şehnaz, Mahur da olabilir. Ama benden bahsederken nedense hep Hüzzam
diyor.
Bir de
babası var Yavuz, O bizi “sizi gidi namussuzlar” diye çağırıyor.
Biz de nerdeysek koşup gidiyoruz hemen yanına. Canımız sıkılmasın
diye çeşit çeşit oyuncak icat ediyor bize.
Ekibin
en miniği benim. Kimseyi bulamadığımda sevgimi süt kabına sarılarak paylaşmamın, bazen biraz hüzünlü bakıyor olmamın etkisi var
sanırım Hüzzam diye çağrılmamda. Diğerlerine göre biraz daha
yavaş gelişsem de yetişiyorum onlara. Herkes toparlandı, sağlıkları yerinde. Sadece benim sağ gözümde hala biraz iltihap var. Kaya her gün 2-3 kez ilaç damlatıp pamukla temizliyor gözlerimi. Canımı acıtmıyor da ürkütüyor biraz gözümün içine birşeylerin damlaması. Bir yandan da hoşuma gidiyor ekstra ilgi ve şefkat. İlaç da bahanesi oluyor.
Kaya ve
Yavuz hariç dokuz minik yavruyduk başlangıçta. Hepimiz kardeş
miydik bilmiyorum. Bildiğim tek şey “anne” denen şeyin ne
olduğunu tam olarak bilmediğim. Tam olarak bilmiyorum diyorum çünkü
bir keresinde, bizi koydukları karton kutunun içinde yumuşak,
sıcak ve nemli bir şey vardı. Anne memesi sanıp emmeye
çalışmıştık. Süt gelmedi, karnımız doymadı. Anne değilmiş
meğer. Sonradan öğrendik güneşin altında ısınmış bir tavuk
eti parçası olduğunu ve kutunun içine dökülen domatesli makarnayla beraber, daha gözü açılmamış yavrular yesin
diye bırakıldığını....
Bu olanları hatırladıkça hüzünleniyorum elbette arada. Şimdi Divane'deki dostlarımla mutlu bir yavruyum .